Asla Pes Etme...
Survivor temalı filmleri sever misiniz? Yanıtınız evetse baştan sona bir hayatta kalma mücadelesi içeren bu sürükleyici filmi de seveceğinizi düşünüyorum.
Adamımız, tek başına kotrasıyla Hint Okyanusu'nda seyahate çıkmış, orta yaşın üzerinde bir deniz sevdalısıdr. Kendiyle baş başa kalmak üzere çıktığı bu yolculuk, aniden başına gelen tekne kazasıyla bir ölüm kalım savaşına dönüşür...
Artık yapması gereken tek bir şey vardır... Hayatta kalmak...
Ölümün soğuk yüzüyle karşılaştığında, tüketmiş olduğu hayata bir kez daha tutunma isteği uyanacak mıdır benliğinde.
Bu noktada çoğumuzun en az bir kez olsun düşündüğü, denizin ortasında yalnız kalma korkusu giriyor devreye.
Ben olsam ne yapardım? Acaba altımda köpek balığı var mı? Ya varsa?
Televizyonun karşısında bu türdeki hikayeleri izlerken yorumlar yaparız. Herkesin aklına gelebilecek en basit düşüncelerin, o insanların aklına nasıl gelemediğine şaşırırız. Yoğun stres altındayken her zaman olduğu gibi mantıklı düşünebileceğimiz yanılgısını taşırız.
Oysa ki yüksek tehlike anlarında her 9 kişiden sadece 1 tanesinin inisiyatifi ele alabildiği, paniğe kapılmadan gerekli liderlik becerisini gösterebildiği araştırmalarla ortaya çıkmıştır. Bu kişiler ise böyle bir beceriye sahip olduklarının farkında olmayıp sadece beynin tehlike anlarında alarma geçen amigdala bölgesinin uyarılmasıyla harekete geçmektedirler. Hepimiz geçmişte edindiğimiz tecrübelerimizi, amigdala sayesinde hatırlayarak gerekli refleksleri vermekteyiz. Bu da demek oluyor ki ne kadar yüksek bir potansiyelimiz olduğumuzu biz de bilemeyiz.
Oysa ki yüksek tehlike anlarında her 9 kişiden sadece 1 tanesinin inisiyatifi ele alabildiği, paniğe kapılmadan gerekli liderlik becerisini gösterebildiği araştırmalarla ortaya çıkmıştır. Bu kişiler ise böyle bir beceriye sahip olduklarının farkında olmayıp sadece beynin tehlike anlarında alarma geçen amigdala bölgesinin uyarılmasıyla harekete geçmektedirler. Hepimiz geçmişte edindiğimiz tecrübelerimizi, amigdala sayesinde hatırlayarak gerekli refleksleri vermekteyiz. Bu da demek oluyor ki ne kadar yüksek bir potansiyelimiz olduğumuzu biz de bilemeyiz.
Filmde bu anlarından birini yaşayan, tek başına 106 dakikalık bir filmi, hem de hiç diyalog olmadan sırtlayan 77 yaşındaki Robert Redford takdir edilmeli. Sessiz bir filmde izleyiciyi sıkmadan oynayabilmek her oyuncunun harcı değildir. Charlie Chaplin'e neden sessiz filmler çekiyorsunuz dediklerinde “Konuşursam beni sadece İngilizce bilenler anlayacak ama sessiz bir filmi herkes anlayabilir ve Dünya Amerika’dan ibaret değil” demiştir. Tüm insanların anlaması, dahası hissedebilmesi içinse iyi bir oyunculuk gereklidir. Redford filmdeki performansıyla hem eleştirmenlerden hem de izleyiciden yüksek not almayı başarmıştır.
Geçmişinin ne olduğunu, neler yaşadığını bilmediğimiz bu adamın hayatı hakkındaki bilinmezlik ve diyalog olmaması izleyiciyi merakta bıraktırıyor. Onun sessizliğini kendi kafamızdan geçen cümlelerimizle dolduruyoruz kimi zaman. Bu da filmin bizi içine çeken özelliklerde biri oluyor.
Hayatta en hazırlıklı olduğumuzu düşündüğümüz anlarda bile hiç beklenmeyen olabilir...
İşte o an doğaya karşı asla tam anlamıyla hazırlıklı olunmayacağını anlarız.
İşte o an doğaya karşı asla tam anlamıyla hazırlıklı olunmayacağını anlarız.
İzlediğim en iyi tekne kazası sahnelerinden birine sahip olan bu filmi tavsiye ediyorum...
