Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mayıs, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Rush (2013)

“Formula 1'e her sezon 25 kişi katılır ve her yıl, aramızdan iki kişi hayatını kaybeder.. Nasıl bir insan böyle bir iş yapar ki? Normal insanların yapmayacağı bir iş. Asiler, deliler, hayalperestler. Bir iz bırakmak için her şey göze almış  ve bunun için ölmeye hazır insanlar” Erkekler... Güçlü, sağlam, hızlı ve gösterişli arabaları... Erkeklerin, bilinçaltlarının derinliklerinde kendilerini arabalarıyla özdeşleştirmeleri hakkında bir belgesel izlemiştim. Nedenini, nasılını konunun uzmanlarına bırakarak ben direkt olarak arabalara geçiyorum. O çok sevdikleri arabalarla neler yapılabilir? Alternatiflerimiz çok olsa da bugün bahsedeceğim asıl konu araba yarışları ve bu yarışların en tepe noktası Formula 1 . Gerçek hikayeden uyarlanan Rush, 1970’lerin Formula 1’inde yarışan Avusturyalı Niki Lauda ve İngiliz  James Hunt arasındaki kimi zaman duygusal, kimi zaman şiddetli ama her zaman yüksek dozdaki rekabeti konu alıyor. Film baş...

The Conjuring (2013)

“İblis faaliyetinin üç aşaması:  İstila…  Fısıltılar, ayak sesleri, başka bir varlığı hissetme ve ardından ikinci aşamaya geçiş,   Baskı…  Kurban bir dış güç tarafından hedef alınır… Bu güç onun iradesini paramparça ederek üçüncü ve son aşamaya gelmesine neden olur…  Ele geçirme. “ Nelerden korkarız? Bilinmeyeni beklemekten, göremediğimizden, kapıların arkasına saklandığını düşündüklerimizden... Sadece bunlar mı, tabi ki değil..Fobilerimizden, çocukluk travmalarından, bilinç altımızda olan kendimizin bile farkında olmadığımız şeylerden korkarız... Konu korku filmlerine geldiğinde ise kimi insan oyuncak bebek Chucky bile izleyemezken kimileri (buna ben de dahilim) yeryüzünde izlemediği korku filmi bırakmaz. Her birimizin korku öğeleri ve korku eşikleri farklı olmasına rağmen korku filmleri genelde ortak korkular üzerinden yürür. Bu yüzden diğer türlere nazaran korku filmi tavsiye etmek daha zordur. Söylersiniz beğenmezler, üzerine bir de şöyle tepkiler...

Werckmeister Harmóniák (2000)

“...insanlar için bir açıklamamız olacak... Ölümsüzlüğü dahi anlayabileceğiz... Sizden tek isteğim; benimle direşmenin,sessizliğin barışın ve sonsuz boşluğun egemen olduğu uçsuzluğa adım atmanız. Hayal edin, bu sınırsız gürültülü sessizliği, her yer zifiri karanlık.” İkinci dünya savaşı sonrası, Macaristan’da  solgun, sessiz, ıssız bir kasaba... Kasabanın barında güneş sisteminin şiirsel bir dille anlatıldığı inanılmaz bir açılış sahnesi... Boş sokakların içimize işleyen sessizliğine bir gün gelen sirk, “ Dünyanın en büyük dev balinası ve Konuk oyuncu: Prens ”   ve ardından başlayan kaos... Kıyametten 5 saat önce mi? Tüm akış mutlak sona varmak için mi? Tamamen metaforlarla örülü  Werckmeister Harmoniak’ın bir fasılda kolaylıkla anlatılabilecek bir özeti yok aslında.   Felsefi yönü ağır basan   monologları filmin   temasını içinde gizliyor. Monologlar, tekrar tekrar dinleyip; üzerine düşünme hissi uyandır...

Black Mirror (2011– )

Bir diziye başlamak istiyor fakat dizilerin uzun sezon ve bölüm sayılarından korkuyorsanız bu dizi tam size göre. İlk sezon ve ikinci sezon üçer bölüm olarak, toplamda altı bölüm halinde çekilmiş İngiliz yapımı bir mini dizi. Bölümlerin birbirinden bağımsız ayrı bir hikayeden oluşması, oyuncularının ve yönetmenlerinin farklı olması, kısa film tadında olduğu kadar, ilginizi çekmediği noktada rahatça bırakmanıza da olanak tanıyor. Teknolojik gelişmelerin ve sosyal medya kullanımının insan ilişkilerine getirdiği ve getirebileceği noktalar dizide ustalıkla anlatılırken, bilim kurgu ve gerilim düzeyi yüksek bir dizi karşımıza çıkmaktadır. Kendimizle yüzleşmemizi sağlayan hikayeler, kimileri için gerçekçilikten uzak, kimileri için de gerçeğin ta kendisi . Teknolojik gelişmelerin nereye varabileceğini kestirebilen var mı? Ya bu konular üzerine kafa yorup keşke şu da şöyle olsaydı diyenlerimiz? İnsanlık tarihinin ütopyalarının gerçekleşmesine hazır mıyız? İşin bilimsel yanını bir yan...

Başlıyorum...

Nereden başlasam, nasıl detaylandırsam derken birdenbire yazmaya karar verdiğim, yazının içinde kaybolmadığım, okuyanı da kaybetmeyen bloguma hoş geldiniz... Profesyonel görüşlere, yoğun film kritiklerine çok rastlayamayacağınız yazılarım, film tavsiyesi isterken birbirimize sorduğumuz, daha çok beğenilerimizle dayanarak cevapladığımız kısa cümleler tadında olacak. Filmleri, bana hissettirdiği ilk şekliyle, sizlerin araştırmasına gerek kalmadan, koşullamadan, filmin spoiler'ını vermeden okuyabileceğiniz bir yazı diline gayret edeceğim. Sevgilimle bu filmi izlesem romantik olur mu mi acaba diyenler. Korkmak istiyorum, şimdiye kadar hiç istediğim gibi film bulamadım diyenler Haftasonu kafa yormayan boş bir aksiyon filmi olsun yeter diyenler Belgeselin tadı da başka olur diyenler Uğrayacağınız adres burası :)